En Yakın Etkinlikler
karl_marx.0.0

Karl Marx

(1818-1863)220px-Marx_old

Almanya’nın Trier kentinde doğdu. Önce hukuk, sonra felsefe ve tarih eğitimi aldı; doktora tezini eski Yunan felsefesi üzerine hazırladı. Dine açıkça düşman olması yüzünden, akademik meslek yaşamı sona erdi. Kısa süre için bir gazeteye editör oldu. Bu gazete 1943’de kapanınca Paris’e gitti ve Engels ile tanıştı. Marx 1845’de Fransa’dan sürüldü, 1848’de Brüksel’de Engels ile birlikte Komünist Manifesto’yu yazdı.

Hegelciliğin merkezini oluşturan ve aynı zamanda Marksizm için de temel olan düşünceler:

  • Gerçeklik, bir durum değil, kesintisiz bir tarihsel süreçtir.
  • Gerçekliği anlamanın anahtarı, tarihsel değişmenin doğasını anlamaktır.
  • Tarihsel değişme rastgele değildir, keşfedilmesi mümkün bir yasaya boyun eğer.
  • Bu yasayı sürekli işler kılan şey, art arda gelen her durumun kendi içindeki çelişkilerle son bulmasını sağlayan yabancılaşmadır.
  • Süreç, ileri doğru hareketinin itkisini kendi içindeki yasalarda alır ve insanlar onunla birlikte yürürler.
  • Bu biçimde betimlenen süreç, bütün iç çelişkilerin çözümlendiği bir duruma ulaşıncaya kadar devam edecektir.
  • Bu toplum biçimi, liberallerin tasarladığı türden birbirinden bağımsız hareket eden bireylerden meydana gelen bir toplum değil, bireylerin daha büyük ve daha etkin olan bir bütün tarafından özümsendikleri organik bir toplum olacaktır.

Fakat Marx, Hegel’den farklı olarak gerçekliğin tinsel değil, maddi bir şey olduğuna inanmaktaydı. Her fırsatta idealist değil, materyalist biri olduğunu söylemiştir. Diyalektik ve tarihsel süreci, dünyayı oluşturduğuna inandığı maddi güçlerin işi olarak görüyordu ve bu nedenle kendi sistemine ‘tarihsel materyalizm’ ya da ‘diyalektik materyalizm’ diyordu.

Marx, ‘üstyapı’nın yani toplumsal ve siyasi kurumlar, dinler, felsefeler, sanatlar ve fikirlerin ekonomik ‘altyapı’ üzerinde yükseldiğini söylemiştir. Zemin katta üretim araçları bulunur ve üretim araçlarının gelişmesi, bütün toplumsal değişmenin temel belirleyicisidir. Üretim araçları ile ilişkileri her bireyin tanımlayıcı niteliğidir. Üretim araçları ile olan bu ilişki, toplumsal ürünün bölüşümünde kimin kendisiyle aynı çıkarı paylaştığını ve kimin çeliştiğini belirler. Bu durum sosyo ekonomik sınıfların ortaya çıkmasına ve aynı zamanda bu sınıflar arasında çalışmalara yol açar.

Marksistlere göre sanat, hakim sınıfların zenginliklerini ve güçlerini sergilemenin ya da başarılarını cilalamanın veya diğer sınıfların dikkatini siyasetten saptırmanın bir yoludur. Dinin de benzer bir işlevi vardır. Ona göre, din, ‘halkın afyonudur.’

Üretimde ve üretim süreçlerinin değerlendirmesinde “artık değer teorisi”nden bahseder. Bu, işçinin ürettiği ürünün değeri ile aldığı ücret arasındaki farktır. Marx’ın ekonomi teorisi, bu artı değeri işçi adına devletin almasında yatar.

Paylaş

Bakmak İsteyebilirsiniz...

theodoradorno-1

T.W. Adorno

(1903-1969) Filozof, sosyolog, müzikolog ve kompozitör. Toplumbilim, ruhbilim ve müzikbilim alanlarında çalışmıştır. Felsefe ve sosyal ...

Bir Cevap Yazın